Hobi çalışmalarım...

« Önceki | Sonraki »

18/3/2009

İZMİR ÖZLEDİM SENİ GÖZÜMDE TÜTÜYORSUN ... İZMİR'E BİRDE BU TARAFINDAN BAKIN....

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?

  • İzmir’in en az 8000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu,
  • Dünya'nın en büyük 3.Heykeli ünvanı bulunan Buca-Mevlana Heykeli'nin İzmirde olduğunu,
  • Iliada ve Odysseus”un yazarı Homeros’un İzmir’li olduğunu,
  • İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den üçünün İzmir ili sınırları içinde olduğunu,
  • Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın Selçuk’ta olduğunu,
  • .Parşömen kağıdının Bergama’da keşfedildiğini,
  • Eski dönemlerde Foçalıların 50 kürekli ve 500 yolcu taşıyan tekneler inşaa ettiklerini,
  • Eski Foçalıların Batı Akdeniz’de bir çok koloni kurduklarını, bunlardan bazılarının İtalya’da“Velia”, İspanya’da “Ampurias” ve Fransa’da “Marsilya” olduğunu,
  • Tanrıça Athena adına inşa edilen ilk tapınağın İzmir’de inşaa edildiğini,
  • Filozof ve şair olan Xenophanes’in İ.Ö. 6. yy’da Kolofon’da yaşadığını,
  •  “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz” diyerek her şeyin değiştiğini söyleyen ünlü filozof Heraklit’in (İ.Ö 540-480) Efes’te yaşadığını
  • Filozof Anaxagoras’ın (500-428 B.C) Clazomenae’de, (bugünkü Urla) yaşadığını,
  • Eski çağın ünlü hekimi Galen’in (131-210.İ.S.) Bergama’da yaşadığını,
  • Meryemana için yapılan ilk kilisenin Efes’te olduğunu,
  • İncil’in dört yazarından biri olan St. John’un Selçuk’ta öldüğü ve burada gömüldüğünü,
  • Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın 188 yılının kışını Antonious ile birlikte Efes’te geçirdiğini,
  • Fransız yazar ve şairlerden Lamartine, Chateubriand, Theophile Gautier, and Gustave Flaubert’in İzmir’i ziyaret ettiklerini,
  • Papa VI. Paul’un 1967 ve Papa II. John’un 1979 yılında Meryemana Evini ziyaret ettiklerini,
  • Uluslararası “İzmir Festivali” kapsamında Ray Charles, Paco De Lucia, Joan Baez, Martha Graham Dance Company, Tanita Tikaram, Jethro Tull, Leningrad Philarmony Orchestra, Christ De Burg, Sting, Moscow State Philarmony Orchestra, Julio Iglesias, Jan Garbarek, Red Army Chorus, Academy of St. Martin in the Field, Kodo, Chick Corea, New York City Ballet, Nigel Kennedy, Brayn Adams, Elton John ve James Brown’un İzmir’e geldiklerini,
  • Ünlü şarkıcı Dario Moreno’nun Izmir’de yaşadığını,
  • Bademler köyünün Türkiye’de tiyatroya sahip ilk ve tek köy olduğunu biliyor muydunuz?            ALSANCAK KIBRIS ŞEHİTLERİ CADDESİ        BASMANE MEYDANI             KONAK MEYDANI                                İzmir'e gittiğimde şehir keşmekeşinden sıyrılıp Konak'ın kaldırım taşlarında dolaşıp,o kendine has paslı deniz kokusunu içime çekip ,Türkiyenin en büyük kentlerinden İzmir'in yorgun yüzünün, akşam güneşin kendini çekmesiyle  ben olduğum ,büyüdüğüm çocukluk ve gençlik  hikayelerimin geçtiği bu yorgun şehrin yerini bambaşka bir havaya bırakması benim deyimimle ' ışıklar kenti 'nin kendini göstermesi..... İşte o ambiyansa aşık veİzmir tutkusunu yaşayanlardan biri olarak yazımı şöyle bitimek istiyorum '' İZMİR ÖZLEDİM SENİ ,GÖZÜMDE TÜTÜYORSUN ''...Ayşegül Billor

12/3/2009

NASIL BAKARSANIZ .....ÖYLE GÖRÜRSÜNÜZ.....HAYATA DAİR KÜÇÜK BİR TEBESSÜM....

Hayata Bakış Açısı

Hayata iyi bakın.Sevgiyle kalın... AYŞEGÜL BİLLOR



Bu yazıyı okumanız kısa bir zamanınızı alacak, ve sonunda
hayata ve ilişkilere ait bakış açınız değişebilecek....

İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar.
Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep
sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini,
evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri
anlatırlardı birbirlerine.

Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin
verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini
anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple
çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı
dinlemek için.

Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu.
Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot’larını
suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm
renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı.
Ulu ağaçlar etrafı süslüyor,uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.

Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla
anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve
bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.

Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte
olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini
duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki
adamın tasviriyle.

Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için
su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın
cansız bedeniyle karşılaştı: uykusunda, huzur içinde ölmüştü.
Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için
çağırdı.

Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta
pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup
olamayacağını sordu.
Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat
olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Hasta yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine
yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından
doğruldu.

Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini
yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça
dönmeye zorladı kendisini.
Pencere, boş bir duvara bakıyordu.

Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında
görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne
olabileceğini sordu.
Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki
duvarı görmediğiydi. “Sanırım seni cesaretlendirmek istedi” dedi.

Epilog: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir,
kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylaşılan dertler yarısı kadar
üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki katı artar.

Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve
paranın satın alamayacağı her şeyi sayın.

Yaşadığımız her bir gün bize bir hediyedir.

10/1/2009

Ali Nazik..

                  Türk mutfağına özel ve patlıcan severler için vazgeçilmez bir yemektir ali nazik. Sarımsak, domates, yoğurt gibi sağlıklı besinlerle hazırlanan pratik ve lezzetli ali nazik yemeği tarifi sizler için hazırlandı...                                                                                                                                  Malzemeler,

200 gram kıyma
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 adet domates
2 yemek kaşığı sıvı yağ
karabiber
tuz
2 adet patlıcan
3 diş sarımsak
4 yemek kaşığı süzme yoğurt
tuz

Sosu için

1 yemek kaşığı tereyağ
Toz kırmızıbiber

Hazırlanışı,

1. Patlıcanları fırında ya da ocakta közleyin.
2. Kıyma ve salçayı birlikte kavurun.
3. Domatesleri robottan geçirip, karabiberle birlikte kıymaya ekleyin. Suyu çekilinceye kadar kavurun.
4. Tuzunu ekleyip ocaktan alın.
5. Robotta; közlenmiş patlıcanlar, sarımsak, tuz ve yoğurdu krema kıvamına gelene kadar çekin.
6. Küçük bir tavada önce tereyağını eritip kızdırın, ardından kırmızı biberi ekleyin.
7. Servis tabağına önce patlıcanları ardından kıymayı ve son olarak tereyağını ekleyip, servis yapın.
Afiyet Olsun

12/9/2008

İZMİR KÖFTE..YİYİN GARİİ..



500 gr kıyma
2 adet soğan
1 adet yumurta
2 diş sarımsak(arzuya göre)
4 dilim ekmek içi
5 sap maydanoz (ince kıyılmış)
4 adet patates
1 adet domates
Sosu için;
2 çorba kaşığı salça
2 çorba kaşığı margarin veya tereyağı
1 subardağı su
karabiber
tuz


Hazırlama...



Yumurta hariç tüm malzemeyi yoğurup yumurtayı da ekleyin. Harçtan parçalar alıp oval şekil verin. Patatesleri yuvarlak kesin ve tepsiye dizin, yuvarladığımız köfteleri de  patateslerin üzerine yerleştirin ,domatetes dilimlerini ve salçalı suyumuzu en üste yerleştirip arzuya göre yeşil biberle süsleyip 250 dereceli fırına sürün.Tepsini üzerini aleminyum folyoyla önce kaplayıp pişmeye yakın açalım. İzmir köftemiz  artık hazır afiyet olsun ..AYŞEGÜL BİLLOR

12/9/2008

Fincanda pişen Türk kahvesi dedimde....

                        Merhaba sevgili dostlar ;İzmir'in en çok neyini özlüyorsun deseler herhalde Kemeraltı'ndaki Ömer usta da "fincanda pişen Türk kahvesi "içmek ilk 10'a girer sanıyorum..Bilenler bilir, kahveye hayat verir Ömer usta,bir içen eminimki hayatı boyunca biraz iddalı bir kelime olacak ama en azından diğer kahvelere "fukara" gözüyle bakar diyebilirim.Buranın en iyi tarafı  şehir keşmekeşinden uzaklaşıp Kemeraltı'nın kalabalığından bir nebze uzaklaşmak ve derin duygulara dalmak için birebir ,hele birde kahve falı seviyorsanız tadı damağınızda kaldı bile...Sizlerle paylaşmak istedim, eğer yolunuz İzmir'e düşer ise mutlaka bu nacizane tavsiyemi aklınıza getirin ,pişman olmayacaksınız ortamın sıcaklığı sizide saracak vee tabiki o misler gibi kahve kokusu... Neyse haliniz çıksın faliniz : ))... Ayşegül BİLLOR..                                 


YEMEK TARİFLERİ İÇİN TIKLAYIN..

HABERLER

SON DAKİKA

GÜNÜN RESMİ VE SÖZÜ

<%%>

sinema ..sinema..



dostlarım

Bağlantılarım

YAZMADAN GİTME :)



google reklamları

playlist

Hobilerim48.blogcu.com

radyo





























Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız,
Ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan
Yine gel...

Daha da beri !
Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin,
ben de senim
Niceye şu senlik benlik...
Ya olduğun gibi görün
Ya göründüğün gibi ol...
MEVLANA

yine beklerim ....hobilerim48.blogcu.com.......Ayşegül Billor.........