Hobi çalışmalarım...

« Önceki |

29/10/2006

HAMİLELİK VE EGZERSİZ

Hamilelik ve egzersiz

Toplum olarak zora gelmeyi pek sevmeyiz. Yan gelip yatmak, miskinlik etmek, ah ile vah ile zaman geçirmek ulusal eğilimimizdir. Egzersiz yapmak ise disiplin ister, biraz fedakarlık ister. Hele hamilelikde egzersiz yapmak... "Aman ha... Çocuğun düşer, erken doğum olur, bebeğine kordon dolanır."
Bu kocakarı inanışları modern hamilelik bakımının ayrılmaz parçası olan egzersizin toplumda yaygınlaşmasının önünde ayrı bir engel oluşturmaktadır.
  • Hamilelikte egzersizin yararı nedir?
  • Hamilelikte vücutta oluşan önemli değişiklikler nelerdir?
  • Yapılacak egzersizler hangi amaçlara yönelik olmalıdır?
  • Günlük harekette dikkat edilecek davranışlar nelerdir?
  • Dinlenme ve gevşeme nasıl yapılır?
    Gelin kısaca bu konulara göz atalım...
  •  
  • .

    Hamilelikte Egzersizin Yararı :

    Hamilelikte egzersiz günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Egzersiz düzenli yapıldığı takdirde vücudu hamileliğin bazı olumsuz etkilerinden korur. Daha da önemlisi zihinsel ve psikolojik olarak rahatlık sağlar.
    Kilo arttıkça, karın büyüdükçe ve şiştikçe Anne kendini ağır, hantal, cazibesiz ve sıkıntılı hisseder. Hareketliliğini kaybeder, iki büklüm ya da kambur gezmeye başlar.Özgüvenini kaybeder.
    Egzersiz önemli bir psikolojik destek aracıdır.
    4. aydan başlayarak lohusalık sonuna kadar zorlanmadan düzenli olarak yapılan egzersizler fizik gücü önemli derecede arttırır.
    Egzersiz yapan hamile kendini çok daha iyi hisseder. Çocuğuna çok daha umutlu ve olumlu yaklaşır. Hamileliğini stressiz geçiren Annelerın bebekleri yaşantılarında psikolojik yönden daha sağlam olmaktadırlar.
    Düzenli egzersiz ve diyet çok daha rahat ve sağlıklı hamilelik geçirilmesini sağlar.
    Hamilelikte ve lohusalıkta yapılan egzersiz Anne'nın kendine güvenini destekler.

    Hamilelikte vücutta oluşan önemli değişiklikler:
  • Hamilelik ilerledikçe sırttaki kemik zincire, karın duvarı kaslarına ve karın içi organların ve kadın üreme organlarının yerinde kalmasını sağlayan pelvik taban dediğimiz kaslara yük binmeye başlar. Bu bölgeler zorlanır.
  • Ayrıca hamilelikte salgılanan hormonlar tüm dokuları gevşetir, yumuşatır. Destek sağlayan dokuların gücü azalır.
  • Kas ve kirişlerinin esnekliği artar.
  • Kalça ve diz eklemlerinin taşıma gücü azalır.
  • Sırt kasları kısaldığı için sırt ağrıları ve yorgunluk ortaya çıkar.
  • Memeler büyüdüğü için göğüs kasları kısalır, omuz arası ağrılar ortaya çıkar.
  •  

  • Egzersiz Sırasında Dikkat Edilecek Noktalar...

    Hareketler yavaş olmalıdır. Ani hareketlerden kaçınılmalıdır. Hareketler bilinçli yapılmalı, hangi hareketin ne işe yaradığı bilinmelidir. Hiç bir zaman zorlanmamalıdır.
    Yorulana kadar yapılmalı, yoruldukça dinlenilmelidir.

    Hareketlerin Amaçları...
  • a) Gerilmiş ve sarkmış sırt, karın, ve boyun kaslarının yeniden elastikiyet kazanmasını sağlar.
  • b) Kısalmış bel ve göğüs kaslarını gerdirir.
  • c) Diz, kalça, pelvis, ve omuz eklemlerindeki gerginliği azaltır.
  • d) Göğüs kaslarını güçlendirerek memeleri destekler.
  • e) Duruş şeklini düzeltir, akciğer kapasitesini arttırır. Tek bir solumada vücudunuza daha çok hava girer.

    Hareketlerin Yapılma Sıklığı...
  • Günde iki kez (sabah ve akşam), her hareket 3-4 kez yapılarak başlanır. 10 sefere dek çıkartılır.
  • Hareketler dinlenme ve gevşemelerle yapılır.
  • Sırt üstü ya da yan yatar pozisyonlar tercih edilmelidir.
  • Hareketleri zaman içinde oturarak ve ayakta tekrar edilmesi yararlıdır.

    Egzersizlerin Yapılma Sırası...
    Egzersizlere hafif hareketlerle başlanır. Kol çevirme, omuz ve boyun çevirme, gövde bükülmesi gibi hafif hareketler yapılır.
    Hareketler müzik eşliğinde yapılmalıdır. Solunum egzersizler sırasında ritmik olarak alınmalı ve verilmelidir.
  • Karın ve Sırt Kaslarını Geliştiren Hareketler...

    En önemlisi Pelvik tilt dediğimiz harekettir. Sırt üstü yere yatın, dizleri bükün ayak tabanlarını birbirinden 40 cm açık olarak yere koyun.

    Abdominal Toner..
    Pelvik tilt pozisyonunu alın. Soluk verirken kalçayı kaldırın. Kafayı hafifçe kaldırın. Elleri dize doğru yaklaştırın. 4 saniye durun. Bu sırada normal soluk alın. Karın kasları ayrıksa elleri ileri uzatmayın. Karnınızı sıkıca kucaklayın. Ters taraftaki kası böylece orta hatta yaklaştırmış olursunuz.

    Oblik Abdominal...
    Aynı pozisyonda nefes verirken el ve baş beraber kaldırılır. Her iki el sol dize doğru götürülür. 4 saniye beklenir. Nefes verilerek gevşenir. Aynı hareketi sağ dize doğru tekrar edin.

    Kalça, Diz ve Bilek hareketleri...
    Pelvik tilt pozisyonunu alın.. Nefes alıp verin. Dinlenin. Soluk verirken sağ dizi çeneye doğru yaklaştırın, sonra tavana doğru soluk verirken kaldırın, 4 saniye tutun. Bu sırada ayak bacağa doğru yaklaşmış olacak. Soluk verirken yavaşça yere doğru indirin ve bükerek başlangıç pozisyonunu alın.
  • .

  • Boyun ve Omuz Kasları...

    Bağdaş kurup oturun.
  • Boynunuzu dairesel olarak çevirin. Sonra omuzu sırasıyla kulağa, geriye, öne oynatın.
  • Parmak uçlarınızı omuzlarınıza koyun. Dirseklere dairesel hareketler yaptırın.
  • Sırt dik, çene yere paralel olacak.
  • Bu hareketler sırt ve omuzdaki kasları gevşetir.

    - Sırtın Üst ve Karın Yan Kasları...
  • Bağdaş kurarak oturun.. Dirsekler yanda ve bükük, parmak uçları omuzda.
  • Soluk alırken sağ el yukarı dik kaldırılır. Gerdirilir.
  • Gövde dik tutulur. Göğüs kafesi ve sırt gerdirilir. Bu pozisyon korunmalıdır. Hafifçe soluk verirken kolu başlama pozisyonuna getirin.
  • Sol kol ile hareketi tekrar edin.
  • Her iki kol ile tekrar edin.
  • Zamanla gövdeyi dik tutarken sağ kol gergin vaziyette sola doğru eğilinir.
  • Ters tarafa doğru tekrar edilir.
  • Bu egzersizler akciğer kapasitesini çok arttırır. Göğüs kafesi ve sırtın üst kısımları gerilir. Karnın yan kısımları gerilir, güçlenir. Doğum sonrası iyileşme kolaylaşır.
  • Göğüs hizasında kamburluklar düzelir.

    Göğüs ve Memenin Desteklenmesi...
    Artan meme ağırlığı için ek destek gereklidir. Göğüs kasları güçlendirilmelidir.
  • Oturma pozisyonunda önkollar (bilek ile dirsek arası) diğer kolun eliyle tututlur. Dirsekler omuz seviyesinde, ellerle dirseklere doğru baskı yapılır. Gömlek kolunu itiyormuş gibi. 4 saniye tutulur. Sonra gevşetilir. Birkaç kez yapılır. Solunum normal olmalıdır.

    Baldır ve Dizlerin Güçlendirilmesi...
    Oturur pozisyonda ayakları uzatın ve rahatsız olmayacak kadar açın. Eller ve kolları omuz seviyesine uzatın. Kalçalardan öne doğru yavaşça eğilin. Kolları aynı hizada tutun. Ani hareket yapmayın. 4 saniye durup tekrar eski pozisyonunuza dönün.
  •  

  • Dolaşımı Kolaylaştıran Hareketler...

    Ayak bileğindeki şişlikleri azaltmak için ayak parmaklarını yatar pozisyonda uzaklaştırın ve yaklaştırın. 6-8 kez yavaşça yapın. Ayrıca ayak bileğine iki yönlü dairevi hareketler yaptırın. Ayaklar biraz yüksekte olursa daha iyi netice alınır.
    Varisleri olanlar, bacak krampları olanlar, oturarak çalışanlar için bu egzersizler çok yararlıdır. Bu durumlarda en az 30 kez tekrar edilmelidir.

    El ve Parmaklar Için...
    Oturur pozisyonda dirsekler ve eller bükük, masada, eller havada olacak. Yumruk yapıp ileri, geri ve döndürme hareketleri yapın.

    Pelvik Taban (Kegel) Egzersizleri...
    Normal doğum sırasında ıkınırken bebeğin daha güçlü itilmesini sağlar. Idrar kaçırmayı önler.
    Önce idrar sırasında birkaç kez idrarı tutun, birkaç saniye sonra salın. Bu şekilde kasların farkına varırsınız. Ayrıca makat çevresindeki kasları kasarak çıkışı kapatın. Vajenin etrafında bir kas varmış gibi düşünün. Sık sık pratik yapın. Her yerde her pozisyonda yapılabilir. Hiç olmazsa saatte 4 kez yapılmalıdır. Eşinizle ilişkide iken eşinizin cinsel organını sıkmaya çalışarak yine bu kasları tanır ve çalıştırabilirsiniz.
    Pelvik kasları asansör gibi farzedip çok yavaş ve konsantre olmuş bir şekilde, kademe kademe yükseltmeye çalışın. Sonra yine yavaş yavaş gevşetmeye ve itmeye çalışın. Her seferinde daha çok ilerleterek ve daha çok tutularak yapmaya çalışın.
    Doğumdan sonra da bu hareketler yapılmalıdır. Doğum sonrası sarkmalarından korunma da ve ağrıların azalmasında çok yararlı bir harekettir..

    Pelvik Taban Için Diğer Bir Egzersiz...
    Sırtüstü yere yatın. Bacakları düz uzatın. Bilekler üzerinden çaprazlayın. Kalça etlerinizi sıkın ve bırakmayın. Kalçalar kasılı iken bacakları birbirine doğru sıkıştırın. Aynı anda baldır kaslarınızı kasın. Daha sonra da pelvik taban kaslarınızı kasın. Tüm kasları 5 saniye kasılı tutup bırakın. Günde iki kez 10 sefer yapın.
  • .

  • Ayakta, Dik Durma Şekli...

  • Büyük bir boy aynanın önüne geçin.
  • Ağırlığınızı her iki ayağın merkezine ve orta hatta verin.
  • Dizlerinizi hafifçe bükün.
  • Karın kaslarınızı hafifçe kasın.
  • Kalçaları hafif ileriye doğru alın. Yani geriye çıkıntı yapmasın.
  • Göğüsü ileri doğru çıkarın.
  • Boyunu dikleştirin.
  • Kafanın üstü yere paralel olacaktır. Kafanızın üzerinde bir yük varmış da onu yukarı itmeye çalışıyormuş gibi davranın.
  • Sık sık aklınıza geldikçe bu şekilde durmaya kendinizi zorlayın.

    Yasak Olan Hareketler...
  • Çift olarak bacak kaldırmak,
  • Mekik,
  • Köprü,
  • Akrobatik ve hızlı hareketler,
  • Çömelme şeklinde oturma,
  • 29/10/2006

    GEBELİK SÜRECİNDE BESLENMENİN ÖNEMİ

    Tüm yaşayan canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için besine gereksinim duyar. Besin çeşitleri ve gereksinimleri canlıdan canlıya çok farklı gibi görünür. Ancak tüm besinler bazı ortak temel elemanlardan oluşur. Bu elemanler karbohidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler ve minerallerdir. Bu temel elemanların bazılarını vücut diğer temel elemanları kullanarak üretebilir. Bazıları ise vücut tarafından yapılamaz ve mutlaka dışarıdan hazır alınması gerekir.
    Çoğumuz aldığımız besinlerin ne kadar kalori içerdiğini ve içindeki temel elemanların neler olduğunu ve hangi oranlarda bulunduğunu pek bilemeyiz.

    Amerikan tarzı beslenme ile büyümek...
    Besinlerimizi vücudumuzun gereksinimine göre değil de isteğimize göre seçiyoruz. Canımız ne zaman ne isterse yemek eğilimindeyiz. Biz büyükler, bol yağlı, bol sulu yemekleri bol ekmek ile yemeyi seviyoruz.
    Çocuklarımız ise hamburger, patates kızartması ve piza ile besleniyor. Bu tip beslenmeler yeteri hatta fazla kalori içerir. Günlük enerji gereksinimini fazla fazla karşılar. Ancak yetersizdir. Çünkü içerdikleri temel besin elemanlarının oranı istenilenden çok uzaktır. Bu dengesiz beslenme şişmanlıkla sonuçlanır. Ardından da bu fazla kiloları bir an önce vermek kaygısıyla hızlı perhize başlanır. Bu diyetler yetersiz besin dengelerine sahiptir. Böylece vücut gerekli besinleri alamaz ve yorgun düşer. Bir çeşit varlık içinde yokluk çeker.

    Kalori:

    Bir besinin içeridiği enerji miktarı kalori ile ölçülür. Kişilerin günlük kalori gereksinimleri çok farklılık gösterir. Yaşa, cinse, mesleğe ve iriliğe göre değişir. Gereğinden fazla alınan kalori vücutda yağ olarak birikir. Günlük hareketliliği karşılayacak kadar kalori alınmazsa vücut kendi dokularını kaloriye çevirmeye başlar. Yani kendi kendini yer.

    Can nasıl beslenir?
    Annenin aldığı gıdalar önce bağırsakda temel besin elemanlarına ayrıldıktan sonra kana karışır ve Annenın karaciğerine gider. Karaciğerde değişik işlemlerden geçen besinler yine kan yoluyla bebeğin beslenmesini sağlayan plasentaya ulaşır. Plasenta yüzeyi bir futbol sahası kadar geniş bir zarın katlanmış hali olarak düşünülmelidir. Besin elemanları ve kandaki erimiş oksijen Can'a bu alandan geçer. Besin maddesi olarak enerji kaynağı kan şekeri (glukoz), ve yapı taşı olan proteinler geçer. Ayrıca su, vitamin ve minerallerde çok rahatlıkla Can'a ulaşır. Can bu besinleri kullanarak atıklarını yine plasenta yoluyla Anneye verir.

     

  • Besin Ögeleri...

    Karbonhidratlar:Enerji kaynağı...
    Karbohidratların vücutta birçok işlevi vardır. Hücrelerin yapısı içinde yer alırlar. Yağ ve proteinlerin sentezi için temel yapı taşı olarak kullanılırlar. Ayrıca enerjinin esas kaynağıdır.
    Karbohidratların 1 gramı 4 kalori içerir. ªekerler, nişasta ve un başlıca karbohidrat kaynağıdır. Bu maddeler vücutta hızla glukoza çevrilir. Glukoz enerji gerekliyse hemen kullanılır. Değilse gerektiğinde kullanılmak üzere yağ olarak biriktirilir.
    Glukoz ayrıca karaciğerde glikojen adı altında depolanır. Glikojen günlük kan şekerini sabit tutmaya yarar ve her an vücudun enerji gereksinimini karşılar.
    Diğer karbonhidrat kaynakları olarak meyveleri, sütü, mısırı, pirinci, ve patatesi sayabiliriz.

    Yağlar:Yedek enerji...
    Yağlar karbonhidratlara göre daha fazla kalori içerirler. Her gramı 9 kaloridir. Teorik olarak hiç yağ yemeden yaşayabiliriz. Çünkü vücudumuz gereksinimi olan yağları karbonhidratlardan yapabilir. Ancak bazı yağların eksikliği sorun yaratabilir. Örneğin linoleik asit denen bir yağı vücut sentezleyemez. Bu yağı dışardan almak zorundayız. Eksikliği halinde bol miktarda kolesterol damarlarda birikir.
    Yağlar trigliserid adlı yapıların bileşiminde yer alırlar.
    Doymuş yağlar başlıca etde, tereyağında bulunan katı yağlardır. Doymamış yağlar ise sıvı yağlar olup ençok zeytinyağında bulunur. Ayrıca tavuk ve balık gibi beyaz etlerde de vardır.

    Proteinler: Yapı taşları...
    Tüm yaşayan organların temel yapı taşıdır. Kan hücrelerinin temeli proteindir. Kasların kasılması özel bir protein sayesinde olur. Vücuttaki tüm kimyasal olayların cereyan etmesi enzim denen proteinlerin kontrolü altındadır.
    Proteinlerin 1 gramı karbonhidratlar gibi 4 kalori enerji verir.
  •  

  • Hamilelikte beslenme

    Hamilelikte Can tam 40 hafta Anne'nın yedikleri ile beslenecektir. Anne doğru beslenirse Can daha sağlıklı, doğum ise daha az riskli olacaktır.
    Hamilelikte doğru beslenme hem bebeği hem Anne'yı güçlü kılar.
    Annelerin hep merak ettikleri ve ilgilendikleri bir konudur hamilelikte beslenme. Ama ne yazık ki bu konuda pekçok şey yanlış bilinir ve uygulamada hatalar yapılır.
    Neden?
    Çünkü basit gibi görünen konularda herkes alim kesilir. Herkesin kendine göre bir görüşü vardır. Özellikle evdeki büyükler, görmüş geçirmiş komşular hep akıl verir.

    Hamilelik öncesi vücut ağırlığının önemi...
    Ilk bölümümüzde de hamilelik başında ideal kilo sınırları içinde olmanın hamilelikte bazı önemli sorunlar çıkmasını engellediğine değinmiştik. Zayıf Anne'lerin bebeği zayıf ve duyarlı olur. Fazla kilolu Anne'lerin ise hem Can'ları, hem de kendileri risk altındadır. Şişman Anneler hamilelik şekeri, zehirlenme ve albumin hastalığı denilen durumlarla daha sık karşılaşır.

    Hamilelikte ne kadar kilo almak uygundur?
    Hamilelikte 10 kg'dan daha az ağırlık artışı olan Annelerde Can'ın Anne karnında ölme riski 1.5 kat fazladır. Hamilelik boyunca 10 ile 15 kg arasında ağırlık artışı normal kabul edilir. Ancak hamileliğin ilk yarısı ile ikinci yarısında bu artış hızı farklıdır. Ilk 20 hafta en fazla 2.5 kg alınmalıdır. Daha sonra her hafta yarım kg kilo alınması uygun ve dengeli olur.
    Bazı hamileler bu kilo sınırını geçmezler ama bu dengeyi tutturamazlar. Bir ayda 5-6 kg birden alıp sonra da almamak için sıkı perhiz yaparlar...Bu hem Anne'yi hem de Can'ı yıpratan bir olaydır.
  •  

  • Doğru beslenmenin temel ilkeleri...

    Hamilelikte bol protein alınmalıdır. En zengin protein kaynağı süttür.
    Günde 1 litre süt ihtiyacı karşılar. 4 su bardağı süt 1 litredir.
    Anne süt içmeyi sevmiyorsa,sütü sütlaç, muhallebi şeklinde alabilir. Peynir (özellikle kaşar peyniri), ve yoğurt yiyerek süt gereksinimini karşılayabilir. Ancak hiçbir sütlü gıda taze süt kadar yararlı değildir.
    Haftada 5 gün yumurta yenmelidir. Bu Anneye bol vitamin, demir ve protein verecektir.
    Et, tavuk ve balık Can'ın kan, kas ve organlarının gelişmesine yardımcı olur.
    Bu etlerden birini günde 2 porsiyon yemek gerekir. Beyaz et ve özellikle balık eti kırmızı ete yeğlenmelidir.

    1 Porsiyon nedir?
    2 adet orta boy köfte; 1 adet orta boy biftek; 1 piliç butu;orta boy bir balık yani miktar olarak yaklaşık 100 gram et bir porsiyondur.
    60 gram beyaz peynir,1 tabak kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller de et yerine geçer.

    Sebze ve meyveler...
    Bunlar vitamin kaynağıdır. Can'ın organlarının birarada olmasını ve normal çalışmasını hızlandırır. Ayrıca Anne'nin kabız olmasını önler.

    Günlük kalori gereksinimi...
    Bir günlük kalori gereksinimi ortalama 2200 ile 2400 kalori arasındadır. Bu gereksinimin 300 kalorisi proteinli gıdalardan alınmalıdır. Günlük hareket miktarı ve hamilelik öncesi ağırlık günlük kalori gereksinimini etkiler. Bu değişkenlerle kişiye özel gereksinimin saptanmasında bir diyet uzmanına danışılması uygun olacaktır.
  •  

     

    .

    Hamilelikte demir gerekir...

    Günlük besinlerle alınan demir annenın demir gereksinimini karşılayamaz. Bir hamilenin günde 1 gram demire gereksinimi vardır. Bunun 300 miligramı Can'ın kan hücrelerinin yapımında, 500 miligramı Annenın fazladan yapılan kan hücrelerinini yapımında kullanılır. Geriye kalan 200 miligramı da da günlük gereksinimdir.
    Demir kırmızı kan hücrelerinin ana maddesidir. Demir eksikliği kırmızı kan hücrelerinin az sayıda yapılmasına ve demir eksikliği kansızlığı denilen duruma yol açar. Hamilelikte kan hücrelerinin yapımı bir süre vücudun demir deposunca karşılanır. Ancak hamilelik öncesi yetersiz beslenmiş, bol ve düzensiz ve sık adet kanaması olmuş ya da daha önceki hamileliklerde deposunu tüketmiş Annelerde daha hamileliğin başından itibaren kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

    Kansızlık belirtileri...
    Kansızlığın en sık görülen belirtileri solukluk, halsizlik, baş dönmesi ve çarpıntıdır. Aşırı kansızlık durumunda ise dudak ve ağızda çatlaklar, kulak çınlaması, tırnaklarda kırılmalar, yutma güçlükleri ve toprak yeme gibi anormallikler ortaya çıkar.
    Bu nedenle hamileliğin 16.-20. haftalarından itibaren hergün demir içeren haplar alınmalıdır. Demir ile beraber C vitamini alınması demirin emilimini arttırır. En iyisi demir hapının portakal suyu ile içilmesidir.
    Dikkat! Demir hapı süt ile birlikte alınmamalıdır. Süt demirin emilimini engeller. Yine mide ekşimesi için alınan anti asitlerde demir emilimini etkiler.
    Demir hapları dışkıya siyaha çalan bir renk verirler. Önemli bir durum değildir. Bazan demir doğuma kadar kapatılamayacak düzeyde düşük olabilir. Bu durumda demir içeren iğneler bu açığı kısa sürede kapatır. Bazan kan verilmesi gerekebilir.

    Vitamin desteği ne kadar gerekli?..
    Bizim ülkemiz için vitamin ve mineral desteği genelde gereksizdir. Birçok sebze ve meyve günlük ihtiyaçdan çok daha fazla vitamin içerir. Genelde hamilelere vitamin hapları vermek alışkanlık olmuştur. Bu haplar iştah açabilir ve mide bağırsak sistemini gereksiz yere yorar. Ikiz hamilelikde, dirençli kusmalarda ve hastalık hallerinde bazı özel vitaminlere karşı gereksinim artar.
    Dikkat! Vitaminin fazlası yarar değil zarar verir. Fazla D vitamini yenidoğanda kalsiyum fazlalığına ve buna bağlı ciddi sorunlara yol açar. Fazla A vitamini Can'da bel kemiği açıklıkları, kemik sakatlıkları, ve idrar yolu bozukluklarına yol açabilmektedir.

    Kalsiyum ve fluor...
    Yarım litre süt günlük kalsiyum gereksinimini fazla fazla karşılar. Dışardan alınan fazla kalsiyum vücuda karışmadan dışkı ile atılır.
    Hamileliği sırasında fluor desteği alan Annelerin çocuklarında daha az diş çürümesine rastlanıldığına ait çalışmalar vardır. Bu nedenle günde 2 mg fluor (Örneğin Zymafluor draje) alınması önerilmektedir.

     

  • İhmal edilen altın besin: Su...

    Suyun yararı genelde unutulur ve hak ettiği önem verilmez. Günde en az 2 litre temiz ve yumuşak su içilmelidir. Su tüm organların düzenli çalışmasını sağlar. Özellikle böbrekler ve bağırsaklar daha düzenli çalışır. Vücutta biriken zararlı atıklar daha hızlı temizlenir. Kişi kendini çok daha iyi ve zinde hisseder. Çay, kahve gibi içecekler bu iki litrenin dışında tutulmalıdır.

    Tuzu azaltmak yanlıştır...
    Genelde hamilelerin tuzsuz yemesi gerektiğine inanılır. Tuz bir çok olay için gerekli bir besindir ve hamilelikte tuza ihtiyaç artar. Azaltılması doğru değildir. Tuz sadece yüksek tansiyonu ve kalp yetmezliği olan Annelerde kısıtlanır.

    Yapay tatlandırıcılar...
    Fazla kaloriden kaçınmak amacıyla yapay tatlandırıcı kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Sakkarin kullanılmamalıdır. Aspartam içeren tatlandırıcılar hakkında şimdilik bir olumsuzluk belirtilmemektedir. Günlük gereksinim kadar kullanılabilir.
  •  

  • Hamilelikte alınan kilo nelere aittir?

    Hamilelikte artan kilonun 3.5 kilogramı bebeğe aittir. Plasenta 500 gram, amnion sıvısı 1 kilogram, ağırlığı artan uterus 1 kilogram, memeler 300 gram, artan kan ve sıvı da 6 kg gelir. Bunun dışında alınacak kilo vücutta yağ olarak depolanacak ve doğumdan sonra Annede'da kalacaktır.
    Bir bebeğin gelişmesi için ek olarak toplam 55.000 kalori gerekir.

    Tok kalmak için...
    Hamileler olur olmaz zamanlarda acıkır. Bu zamanlarda az kalori verecek ve tok tutacak gıdalar alınmalıdır. Örneğin patlamış mısır, kavrulmuş buğday gibi.

    Bilinçsiz diyet sakıncalı...
    Günümüzde yaygınlaşan ve pek de sağlığı düşünmeksizin baskınlaşan estetik merak nedeniyle bir çok Anne adayı hamilelikte kilo almaktan kaçınmaya çalışır. Vücudunun bozulması endişesi ile hamilelikte de diyet yapmayı sürdürür. Yalnızca bu amaçlla yapılan diyetler vücut gereksinimini karşılayamazsa protein depoları kullanır. Bu durum da da Can'a gerekli protein sağlanamaz.
  • 29/10/2006

    HAMİLELİKTE ANNE BEDENİNDEKİ DEĞİŞİM SÜRECİ

    Anne Bedeni Değişmeye Başlar

    Hamileliğin başlamasıyla birlikte, hatta daha da öncesinden Anne bedeninde bir uyum süreci başlar. Adetin ikinci yarısında uterus'un iç tabakası yani endometrium olası bir gebeliğe karşı kendini hazırlar.Endometrium kalınlaşır, besleyici madde miktarı ve kan akımı artar. Döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun bir ortam haline gelir. Hamilelik Anne bedeninde inanılması güç değişikliklere yol açar. Bedenin tüm sistemlerinde hormonların neden olduğu hızlı bir değişim içine girer.

    -Hormonlar: Anne bedeninin uyumunu sağlayan kimyasal maddeler..
    Insan vücudunda birbiri ile sürekli iletişim ve etkileşim halinde değişik sistemler bulunur. Bazen kan yoluyla taşınan maddeler bazen de sinir sistemiyle taşınan elektrik akımı aracı olur iletişim. Gözümüz, kulağımız, cildimiz aldığı uyaranlarla değişik organlar arasında iletişimi başlatabilir.
    Bu iletişim araçları içinde en önemlisi hormonlardır.
    Hormonlar bir tür kimyasal ileti taşırlar.Üretildikleri yerin çok uzağında etki gösterebilirler. Insan vücudunda birçok özel organ ve doku da yapılan hormonlar kana salınır.

    -Hormonlar etkilerini nasıl gösterir?
    Hormonlar kanne karışarak tüm vücut hücrelerine ulaşırlar. Ancak her hücreye etkileyemezler. Yalnızca kendine özgü hücreler üzerinde etki gösterir. Bir hücrenin bir hormona yanıt verebilmesi için, o hormona özgü alıcıları olması gerekir. Hormonları radyo dalgalarına benzetebiliriz. Her hormonu değişik frekansta yayınlanan radyo dalgası, hücreler ve dokuları da birer radyo alıcısı olarak düşünebiliriz. Bir dokunun hücreleri hangi hormonun frekansına ayarlanmışsa onun iletisini alacaktır. Bu frekanslardan birine ayarlı olmayan hücreler ise hiç bir iletiyi alamazlar.

    -Gerçek cinsiyet farkı kimyasaldır...
    Kadını kadın yapan hormonlardır. O'na kadınsı özelliklerini verir, erkeklerden ayırdedici özelliklerle farklılaşma sağlarlar. Kısaca cinsiyet hormonları dediğimiz bir grup hormon vardır. Herbirinin farklı işlevleri vardır. Erkeklerde baskın olan hormonlar androjenler olarak bilinir. Kadınlarda ise cinsiyet hormonlarının en ünlüleri östrojen ve projesterondur.
    Östrojen ve projesteron normal zamanlarda kadının yumurtalıklarında yapılıp kana verilir. Tüm adet düzeni ve hamileliğin oluşması bu iki hormonun etkisine bağlıdır. Östrojen endometriumun gelişip kalınlaşmasını sağlar. Projesteron ise endometriumu olası bir hamileliğe hazırlar. Östrojen ayrıca kadının tüm cinsiyet organlarını etkiler. Memelerin ve kemiklerin gelişmesi, cinsel arzular, cilt parlaklığı ve daha birçok kadına ait özellik östrojen hormonunun etkisi altındadır.
    Hamilelik başlayınca yumurtalıklar artık bu hormonları üretmez. Onların yerini plasenta alır. Ama hamilelikte çok fazla miktarlarda yapılır bu hormonlar. Östrojen anne bedenini hamileliğe uyumlu hale getirmeye çalışır. Aşağıda anlatacağımız gibi hamileliğe uyum süreci değişikliklerinin hemen hepsi östrojenin eseridir. Projesteron ise daha çok Can'ile ilgilenir ve onu zararlı etkilere karşı korur.

     

  • -ªiºen organ: Uterus

    Hamilelikte en dikkati çeken değişim uterusta olur. Normalde uterus küçük ve sert kas yapısında bir organdır. Içindeki boşluğun hacmi en fazla 10 mililitredir. Uterus hamilelikte bir balon gibi şişmeye başlar. Bazen hacmi 10 litreye kadar çıkar. Yani kapasitesinin tam 1000 katına çıkar. Ağırlığı da artar. Normalde yaklaşık 70 gramlık organın ağırlığı doğuma yakın 1 kilogramı geçer. Diğer bir deyişle hamilelikte vücut ağırlığı artışının 1 kilogramı uterusa aittir.
    Uterus'un bu kadar ağırlaşmasının nedeni yeni hücre yapılması değildir. Yani hücre sayısı artmaz. Kas hücreleri içindeki maddeler artar. Kas hücreleri ºiºer ve uzar. Belirgin bir elastik doku artışı olur. Böylece uterus elastik ve yumuşak bir doku haline gelir. Uterusta bu inanılmaz değişimler olmasa içinde büyüyen bebeği tutması mümkün olamazdı.

    Uyumsuz uterus erken doğuma neden olur
    Bazı kadınlarda uterus bu değişimi ve uyumu gösteremez. Belli bir noktadan sonra esnekliği artmaz. Bu durumda erken doğum kaçınılmaz olur. Bu değişimi ilk aylarda hormonlar sağlar. Özellikle östrojen uterusu yumuşatır. Son aylarda ise Can'ın yarattığı gerginlik ve basınç kuvveti uterusun büyümesi için yeterlidir.
    Uterus son aylarda çok incelir. Can'ın uzuvları karnı ellemekle hissedilebilir. Sırtını, başını, kollarını, bacaklarını elleyebilir ve duruşunu anlayabiliriz. Anne'da Can'ın tüm hareketlerini rahatlıkla hisseder.
    Uterus büyüdükçe çevresindeki organlara baskı yapar, yerlerini değiştirir. Bağırsakları iter. Damarlara baskı yapar. Bu baskı ayakta ve yatarken birbirinden farklıdır. Sağa ya da sola yatışta göre farklı organlar baskı altında kalır. Bu baskıların Anne bedeninde önemli etkileri olur. Daha ilk haftalardan itibaren uterusta sessiz ve ağrısız kasılmalar başlar.

    -Uterusa hamilelikte kan hücumu olur.
    Uterusa gelen kan miktarı hızla artar. Aksi halde gelişen Can'ın besin ve oksijen gereksinimi karşılannemaz. Doğuma yakın dönemde uterusa dakikada 500 ml yani yarım litre kan gelir. Bu saatte 30, günde 750 litre kan demektir. Günümüzde uterusa gelen kan akımını ölçmek mümkündür. Bazı hastalıklarda daha hastalık başlamadan çok önce uterus kan akımında anormallikler baş gösterir. Bu konuda daha ayrıntılı açıklamalar hamilelik zehirlenmesi bölümünde yapılmıştır.
    Kan akımının yüzde 90'ı plasental bölgeye yönlenir. Plasenta ilk altı ayda hızlı büyür. Son 3 ayda ise büyümez, ama bu dönemde plasentaya giden kan akımı iki kat artar. O halde plasenta damarları inanılmaz derecede genişlemekte ve gelişen Can'ın gereksinimlerini karşılamaktadır.
    Kan akımı artışını bölgesel salgılannen bazı kimyasal maddeler sağlar. Bunların en ünlüleri prostaglandinlerdir(PG). PG'ler damarları genişleterek kan akımını arttırır. Genişleyen damarlar daha fazla kanı uterusa çekerler.
    Adrenalin ise uterus kan akımını azaltır. Çünkü uterus damarlarında büzülmeye neden olur. Adrenalinin uterus damarlarındaki daraltıcı etkisi vücudun diğer yerlerindeki damarlara etkisinden çok daha fazladır. Stres durumunda anne kanında adrenalin hızla artar. Stres, bu nedenle Can'ın tüm beslenme düzenini bozar.

    "Sevgili Anne'cığım yine neden sinirlendin. Havasız kalmaya başladım burada"
    Bazı damar büzücü maddeler ise uterus damarlarına hamilelikte etki edemez. Örneğin Anjiotensin II adlı madde güçlü bir damar büzücü olarak bilinir. Hamile olmayan bir kişiye damardan verildiğinde kan basıncını arttırır. Hamile bir kadında ise hiç bir etki göstermez. Bu yanıtsızlık uterus damarlarında çok daha belirgindir. Angiotensin II böbreğe giden kan akımı azaldığında kana salınır. Vücuttaki bazı düzenlemeler için gereklidir. Ama hamile uterus hiçbir şekilde bu düzenlemeleri kabul etmez. Öncelikle kendisine gelen kan akımını düşünür. Hamilelik zehirlenmesi dediğimiz durumda, uterus damarlarının bu korunması ortadan kalkar. Yani uterus damarlarında büzülmeler olabilir. Bu durumda uterus damarlarındaki büzülmeyi yenebilmek için uterusa daha fazla kan gönderilmesi gerekir. Bu da ancak kan basıncının artması ile sağlanır. Bu nedenle hamilelik zehirlenmesinde kan basıncı yüksektir. Bu durumlarda kan basıncını düşürmeye çalışmak Can'a yarardan çok zarar verir.

  •  

  • -Serviks:Can'ın can simidi...

    Daha hamilelik oluştuğu andan itibaren serviks yumuşamaya başlar. Eskiden hamileliğin ilk belirtilerinden biri olarak serviksdeki bu yumuşamaya bakılırdı. Hamilelikte serviksin ortasındaki kanal kalın bir sümüksü tıkaç ile kapanır. Bu tıkaç ancak doğum başlayacağı zaman kanaldan dışarı atılır. Böylece dışarıdan zararlı maddelerin ve mikropların , vajen yoluyla Can'a ve Can'ı besleyen organlara ulaşması engellenir. Serviksin damarlanması ve duyarlılığı artar. Iç kısımdaki hücreler dışarı doğru yayılır. Tüm bunlar en ufak temasta kanamalara neden olur. Bu kannemalar yanlışlıkla düşük tehlikesi sanılarak gereksiz tedaviler yapılır. Bu nedenle hamilelikte oluşan her türlü vajinal kanamada serviksin muayene edilmesi gerekir. Kadınlar genelde bu muayeneden çekinirler. Oysa hekimleri bu muayeneyi yapmaları için uyarmaları gerekir.

    "Sevgili Anne'cığım kannema benden gelmiyor. Lütfen kontrol ettir. Bir sürü gereksiz acı ilacı bedenime sokmak istemiyorum."

    -Vajinanın yumuşaması .
    Servikse gibi vajinada hamilelikte yumuşar. Kanlanması ve salgısı artar. Vajinal akıntının artması hamileliğin ilk belirtilerinden biridir. Bu değişiklikler hamilelik boyunca sürer. Yumuşama sayesinde vajina çapı normaldekinden kat kat fazlasına ulaşabilecek kadar esner. Böylece bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kolaylaşır. Bazı durumlarda özellikle ileri yaş hamileliklerinde vajina yeterince yumuşayamaz ve vajinal yoldan doğum güç ve riskli olabilir.

    -Çatlaklar, karın duvarı zayıflıkları...
    Son aylarda karın cildinde ve bacaklarda çatlaklar görülmesi, karın duvarının zayıflayarak kasların ortadan ayrılması, göbek ile kasık arasındaki orta hatta koyu kahverengi bir çizgi oluşması hamilelikte rastlanan olağan görüntülerdendir.
    Karın duvarındaki zayıflama ve ayrılma tekrarlayan hamileliklerde daha sık görülür. Ilk hamilelikte göbek kısmında sadece hafif bir ayrılma olabilir ve göbekte ağrı ile kendini belli eder.
    Kadınların üçte ikisinde yüz, boyun ve göğsün üst kısımlarında örümcek görünümünde kırmızı küçük noktacıklar oluşur. Yine aynı oranda avuç içinde kızarıklık olur. Tüm bunların nedeni hamilelikte artmış olan hormonlarla ilgilidir. Doğumdan sonra kaybolur.

    - Memeler...
    Ilk haftalarda memelerde gerginlik ve zonklama olur. Duyarlılıkları artar. 2. aydan sonra büyür. Pütür pütür sertleşir. Deri altında damarlara ait morluklar belirginleşir. Meme başları büyür, koyulaşır. 4. aydan itibaren masaj yapılırsa koyu renkte bir sıvı gelmeye başlar.

  •  

  • - Sıvı tutulması...

    Bedende sıvı tutulması hamileliğin en önemli değişikliklerinden biridir. Doğuma dek Anne bedeninde fazladan 6.5 litre sıvı toplanır. Bunun 3.5 litresi Can, plasenta ve amniotik sıvı ile ilgilidir. Diğer 3 litre sıvı kan damarlarında, memelerde ve uterusta toplanır. Sıvı birikiminin ilk belirtisi Anne'nin ayak bileklerinde akşama doğru ortaya çıkan şişmelerdir.

    Hamilelikte şeker hastalığı riski vardır!
    Hamilelik şeker hastalığına eğilimi arttırır. Mevcut şeker hastalığı ağırlaşır. Gizli şeker açığa çıkar. Açlık zamanı ölçülen kan şekeri hamilelik öncesine göre biraz düşme gösterir. Gelişen Can'a sürekli enerji kaynağı gerekir. Bu enerji kaynağı glukoz yani şekerdir. Anne'nın şeker kaynakları yetersiz olsa bile Can ihtiyacı olan şekeri Anne kanından çeker.
    " Üzgünüm Anne'cığım. Ben Vampir değilim. Ama senin şekerinden almak zorundayım. Sen idare edersin. Ama benim beynim hemen ölür.."
    Östrojen, projesteron ve kortizol. Bu üç önemli hormon şeker hastalığına eğilimi arttıran suçlulardır. Kan şekerini düşüren madde insülindir. Insülin hücrelerin kandaki şekeri kullanmalarını sağlar. Bu hormonlar hücrelerin insüline karşı olan duyarlılığını azaltır. Yani insülini zayıflatırlar. Konuyu hamilelik ve şeker hastalığı bölümümüzde daha ayrıntılı tartışacağız .

    Sulanan kan kansızılığa yol açar
    Anne bedeninde kan miktarı %50 oranında artar. Bu artış gereklidir. Uterus adeta kanı içer. Artan kan hem Can'ın gereksinimlerini karşılar, hem de doğum sonrasında kaybedilecek kana karşı koruyucu önlem alınmış olur. Kan hacmindeki artış en çok hamileliğin 3. ve 6. ayları arasında olur. Kanın hem sıvı hem de hücre kısmı artmakla birlikte sıvı kısmındaki artış biraz daha fazladır. Bu nedenle kan hücreleri miktarı arttığı halde kan sayımlarında kansızlık ortaya çıkar. Ancak yine de hemoglobin değerinin 11 gram'ın altında olmaması gerekir. Değer 11 gramın altında ise kansızlık tedavisi gereklidir. Bir kadının vücudunda toplam 2 gram demir vardır. Demir depolarında ise sadece 300 mg demir bulunur. Tüm hamilelik boyunca fazladan 1 gram demire gereksinim vardır. Bunun 300 mg'ı Can'a ve plasentasına verilir. 200 mg vücuttan değişik yollardan kaybedilir. 500 mg ise artan kan hücrelerinin yapımı için kullanılır. Özellikle son aylarda bu gereksinim artar. Bu kadar demir Anne'da mevcut değildir. Eğer dışarıdan demir verilmezse gereken miktarda kan hücresi yapılamaz. Anne hızla kansızlığa sürüklenir.
    "Anne'cığım doktora gitmesen bile hiç olmazsa eczaneden demir hapı al ve her gün iç. yoksa ben oksijensiz kalmaya başlayacağım..."

    - Düşen ve çıkan kan basıncı
    Hafif bir çarpıntı başlar hamilelik ilerledikçe. Kalp hafifçe büyür. Kalbin pompaladığı kan miktarı artar. Damarların direnci düşer. Kan basıncı hamileliğin 3 ile 7. ayı arasında düşer. Kan basıncı en çok anne sol tarafına yattığında düşer. Anne otururken ise en yüksek değerine ulaşır. Bacaklarda toplardamarların kan basıncı çok artar. Çünkü büyüyen uterus kanın dönüşünü güçleştirir. Bu basınç artışı son aylarda bacaklarda şişmeye, varislere ve hemoroidlere neden olur. Sırt üstü yatıldığı zaman kalbe dönen kan uterusun ağırlığı altında ezilir. Kalp bu durumda vücuda daha az kan pompalamak zorunda kalır. Bu da ani tansiyon düşmesine yol açar.

  •  

    .

    - Bol bol oksijen almak için...

    Hamilelikte kanın oksijen taşıma kapasitesi çok artar. Çünkü bir solukla alınan hava miktarında belirgin artış olur. Kan hücrelerinin oksijen bağlama güçleri artar. Diafram -karın boşluğunu göğüs boşluğundan ayıran kas yapısında bölme- yükselir. Bu yükselme akciğerin her bölgesine daha fazla hava girmesini sağlar. Hava yolları hormonların etkisi altında gevşeyerek daha bol hava ile dolar. Keza damar yatağındaki direnç de azalır. Bir defada akciğerlere daha fazla kan gider. Tüm bu değişiklikler Can'ın gereksinimi olan oksijeni fazlasıyla karşılar.
    Bazan Anne solunumunun farkına varır. Hava açlığı hissine kapılır. Bu durum normaldir. Herhangi bir hastalık belirtisi değildir.

    -Idrar yolları risk altında...
    Böbrekler hafif büyürler. Böbrekten süzülen kan miktarı %50 artar. Böylece bedende artan zehirli ürünler daha kolay ve hızlı temizlenmiş olur. Büyüyen uterus genelde sağa hafif baskı yapar. Sağ böbrekten idrar kesesine idrarı taşıyan boru (ureter) baskı altında kalır. Bu durum sağ böbrekte idrar birikmesine ve sağ boşlukta ağrıya neden olur. Doğumdan sonra bu değişiklik eski haline döner. Bu etkiyi azaltmak için 6. aydan itibaren hafif sola yatar pozisyonda dinlenmek gerekir. Ayrıca projesteron hormonu idrar yollarında ve idrar kesesinde gevşeme yaparak idrar birikmesine neden olur. Son aylarda Can'ın başı idrar kesesini sıkıştırır. Kan dolaşımını bozar. Bunların tümü idrar yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı arttırır.

    - Mide yanması...
    Mide ve bağırsaklar uterus tarafından itilir. Hareketleri yavaşlar. Hormonlar, özellikle projesteron sorumludur bu yavaşlamadan. Mide yanmaları sık görülür. Nedeni midede salgılannen asidin yemek borusuna kaçmasıdır. Mide basıncı yemek borusu basıncından daha yüksek olur ve asit yemek borusuna geçer. Yemek borusunu döşeyen hücreler aside dayanıksızdır ve şiddetli yanma hissi doğar.

  • 29/10/2006

    HAMİLE KALMADAN ÖNCE ....

    Hamile Kalmadan Önce..

    Pek fazla düşünülmeyen konudur hamileliğe hamile kalmadan önce hazırlanmak. Aslında hamilelik öncesi yapılacak iyi bir hazırlık hamileliğin daha az riskli ve sorunsuz geçmesini sağlar. Ekonomik, ruhsal ve fiziksel olarak 9 aylık hamilelik dönemine ve bir bebeğin bakımını ve sorumluluğunu üstlenmeye hazır mısınız? Evlilik yepyeni bir yaşam biçimidir. Birbirini çok iyi tanımayan karşı cinsten iki kişi birarada yaşamaya başlamıştır. Birbirlerini tanımaları zaman alacaktır.
    Öyle az bir zaman değildir bu. En az iki üç yıl geçmesi gerekir kişilerin birbirini tanıması ve anlaması için. Genelde anlaşmazlıkların yarıdan fazlası bu ilk iki yıl içinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yeni evlilerin yeni bir Can kararı vermeden önce birbirlerini tanımaya zaman ayırmaları gerekir. Hazırlıksız, yeterince tanımadan çocuk sahibi olmak belki de sağlıklı olarak yürüyebilecek bir evliliğe birtakım sorunlar yükleyecektir.
    Hamilelik ileride de göreceğimiz gibi kadının ruhsal yaşamında fırtınalar yaratan olaylar zinciridir. Bunlardan habersiz ve bilgisiz bir baba adayı, olayları eşinin huysuzluğuna yorar. Daha hamileliğin

     Hamilelik Başında Uygun Kiloda Olmak...

    Hamilelik boyunca anne adayının en büyük yükü fazla kiloları olacaktır. Gereğinden fazla kilo alınması hem Anne hem de Can için bir çok rahatsızlığa neden olur.
    Ayrıca gereğinden fazla alınmış bu kiloların doğum sonrası verilmesi oldukça güçtür ve genellikle de verilemez. Yine gerekenden az kilo alınması Can'ın gelişimini zayıflatır. Bu nedenle hamilelik öncesi ideal kiloda olunması gerekir. Bu ideal kilonun hesaplanması ekler bölümünde gösterilmiştir.
    Sağdan soldan duyulan rastgele bilgilerle zayıflamaya kalkmak bedeni bazı önemli besinlerden yoksun bırakabilir. Bu eksiklik hamilelikte Can'ın gelişimini olumsuz etkiler. Bu nedenle zayıflama kontrollü olmalıdır. Zayıflamaya başlamadan önce bir beslenme uzmanına danışmak ve onun denetiminde zayıflamak uygundur. Ayrıca zayıflarken bir egzersiz programı uygulayarak hamileliğin bedeni yıpratıcı etkilerine karşı hazırlık yapılmış olur.

    Ideal kilonun hesaplanması:

    Sağlıklı bir hamilelik geçirebilmek için hamileliğe başlarken ideal kiloda olmak gerekir. Ideal kilo kişinin kemik yapısı ve boyuna göre olması gereken kilosudur. Ideal kilosunun %10 üstünde olan kişi şişman, ideal kilonun %10 altında olan kişi zayıf kabul edilir. Şişmanların hamilelikte daha az kilo almaları gerekir.Zayıflar ise normalden daha fazla kilo alabilirler.

    Kemik yapısını belirlemek:

    Kemik yapısını belirlemek için bir mezura ile sol bileğinizin çevresini, kemik çıkıntılar hizasından dikkatli bir şekilde ölçün.
    Ekteki tablodan kemik yapınızı belirleyin. Tabi bu arada boyunuzu da bilmeniz gerekir. Boy çıplak ayakla ve saç kabarıklığı hesaba katılmadan alınmalıdır. En uygunu bir eczanede veya sağlık kuruluşunda boy ve kilo ölçtürmektir.
    Kemik yapısına ve boya göre olunması gereken ideal ağırlık tabloda gösterilmiştir. Bu kilonun %5 altı ve üstü ideal kilo sınırıdır. Örneğin 60 kglık bir ağırlık için ideal kilo sınırları 57 ile 63 arasındadır. Ideal kilosundan %10'undan fazlası olan kişilerin hamilelik öncesi ideal kilo sınırlarına düşmesi gerekir.

     Can'da Sakatlığa Neden Olmamak için...

    Hamilelikte zararlı olabilecek bazı alışkanlıklar vardır.
    Bunların başında sigara gelir. Sigaranın hamilelikteki ve Can'daki zararları saymakla bitmez. Ilk akla gelenleri;
    düşük,
    erken doğum,
    Can'ın gelişme gerilikleri ve
    sonun erken ayrılmasıdır.
    Ülkemizde son zamanlarda gençler arasında yaygınlaşmaya başlayan alkol ve uyuşturucuları da unutmamak gerekir. Bu iki grup zararlı madde de Can'da ciddi sakatlıklara neden olur.
    Bazı iş kollarında çalışan kadınlar zararlı etkenlerle karşı karşıya kalırlar.
    Boya ,
    tekstil sanayisi ve
    sağlık sektöründe çalışanlar,
    sanayi bölgelerinin kirli havasını soluyanlar risk gruplarının başında gelir.
    Bazı hastalıklar nedeniyle sürekli kullanılması gereken ilaçlar hamileliğin ilk aylarında Can için sorun oluşturur.. Çoğu hastalık için hamileliğin ilk dönemlerinde daha az zararlı olabilecek ilaçlar mevcuttur. Bu hastalar, hastalıklarını kontrol eden hekimlere danışmalıdır. Bu hastalıklar arasında
    şeker hastalığı,
    sara hastalığı,
    vegzema gibi cilt hastalıkları,
    romatizmal hastalıklar,
    kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon sayılabilir. Özellikle şeker hastalığı önemlidir. Hamilelikten önceki 2 ay boyunca şekerin çok düzenli olması gerekir.Hamileliğin başında şekerin yüksek ve kontrolsüz olması Can'da ciddi sakatlıklara yol açar.

    Can İçin Riskli Hastalıklardan Korunmalı..

    Can'da kesin olarak sakatlığa yol açabilen mikrobik hastalıklar şunlardır: Toksoplasmozis, Herpes virus, Kızamıkçık, Sitomegalovirus. Bu dört hastalık kısaca TORCH grubu olarak anılır.
    Ilk aylarda zararlı olabilecek bulaşıcı hastalıklar ise su çiçeği, kabakulak, ağır gribal enfeksiyonlardır. Bu bulaşıcı hastalıkları geçirenlerden uzak durmak gerekir.
    Bazı aşıları hamilelik öncesi olmakta yarar vardır. Eğer hastalık geçirilmemişse kızamıkçık, kabakulak ve grip aşıları yararlıdır. Risk grubundaki ana adayları Hepatit B aşısı olmalıdır. Kızamıkçık aşısından sonra en az 3 ay beklemek gerekir.
    Evde beslenen kedi, köpek, kuş gibi hayvanlar her zaman bu tip zararlı mikropların kaynağıdır. Bu tip hayvanları evden uzaklaştırmak, ya da onlara pek yaklaşmamak gerekir.
    Çiğ köfte, çiğ sucuk, pastırma, salam yeme alışkanlıklarından vazgeçilmelidir.
    Sebzeler iyice yıkanmalı ve toprağı ele bulaştırılmamalıdır. Her sebze yıkamadan sonra eller yıkanmalı ve tırnak araları fırçalanmalıdır.
    Sütler kaynatılarak veya pastörize halde içilmelidir.

    En ucuz tedavi korunmadır...

    Sakat veya hasta doğmuş bir Can'ın bakımı hem üzüntü hem masraf demektir. En ucuz tedavi korunmadır. Hamile kalmadan önce sağlık kuruluşunuzu ya da hekiminizi belirleyin. Hamilelik dönemi en başından doğuma dek bir bütündür. Hekiminiz sizi tanıdığı ölçüde size yardımcı olacaktır.
    ilk dönemiyle birlikte sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

    29/8/2006

    DOĞUM

    Doğum; dokuz aylık sürecin son aşaması.
    Biraz kaygı, biraz heyecanla beklenen an..
    Neden bu kaygı?..Bilinmeyen, yaşanmayan olaylar ürkütür. Bazende yaşanmış ama kötü izler bırakmış olaylar korku nedenidir. Bu nedenle kimi zaman ilk doğumdaki kötü deneyimlerin benzerini yaşama paniği sarar Ana'yı.
    Iyi şeyler pek konuşulmaz ya da çabuk unutulur. Genellikle kötü deneyimler, acılar, umutsuzluklar anımsanır. Insanlar acılarını anlatmayı severler. Biraz da abartırlar. Bu konuşmalar Anne adayını yorar. Beyni, rüyaları, hayalleri kötü olaylara odaklanır.

    Nasıl yeneceğiz bu kaygıları?
    Her şeyden önce yeterli ve doğru bilgilenme ile.
    Doğum hakkında bilgi sahibi olmak , hamilelelrin korku ve endişelerini azaltır.
    Doğum ne zaman başlayacak?..
    Ne zaman başladığını anlayabilecek miyim?
    Sancılar neden oluyor?
    Doğum nasıl gelişiyor?
    Sancılar başladığı andan itibaren neler yapmalı? Doğumu kendimiz ve Can için biraz olsun kolaylaştırabilir miyim.?. Sancılarla baş edebilir miyim?
  • .

    Artık Yola Çıkma Zamanı

    Tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir Can'ın doğum süreci yeni bir dünyada iyi bir başlangıç yapması için son engelidir. Uterus içinde geçen günlerini sağlıklı geçirmiş bir Can dışardaki farklı ortama uyum göstermekte zorlanmaz.

    Sorunsuz doğum Can'ın geleceğinin teminatıdır.
    Doğum süreci nasıl başlar ve sürer? Bunlar uzun yıllar merak uyandırmış sorulardır. Henüz sırları tam çözülmüş değil. Ancak bazı noktalar aydınlanmış ve bazı sorular çözülmüş durumda.
    Normal yoldan gerçekleştirilen bir doğum değişik ve hoş bir olaydır aile ve sağlık ekibi için. Ancak doğum sırasında bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bunlar gerginlik yaratabilir. Bebek gergin bir ortama doğar o zaman. Bu nedenle hem bebek hem de ailenin sağlığı için doğumu sorunsuz hale getirecek her türlü önlem alınmalıdır.

    Doğum zamanına karar vermek...
    Anne ve Can'ın son haftalardaki ilişkisi nasıldır? Bu ilişki doğum nasıl etkiler? Doğum Can ile Anne'nin oluşturduğu bir ekip çalışmasıdır. Hamileliğin son 4-5 haftasında Can denetimi ele geçirir. Can'ın programı bellidir. Hamileliğin ne kadar süreceğini belirleyen bir programdır bu. Bu program çalışmaya başlayınca bilgi Anne'ye geçer ve Anne'de bazı sistemlerin çalışmaya başlamasını sağlar.
    Doğa Can'ın uterusta geçireceği zamanı çok iyi planlamıştır. Kırk hafta boyunca tüm yaşamsal organlar bağımsız çalışacak olgunluğa erişirler. Diğer bölümlerde gördüğümüz gibi, Can bu organların gelişmesi için her türlü önlemi alır. Oksijen azaldığı zaman kanı yaşamsal organlara daha fazla gönderir. Enerji tasarrufu yapar.

    - Anne karnında menfaat çatışması...
    Vücudun sinir, hormon, dolaşım sistemlerinin yeterli düzeyde olgunlaşması gerekir. Ancak bu koşulda dışardaki yaşam garantiye alınır. Zamanından önce gerçekleşen doğumlarda Can bir çok sorunla karşılaşır yaşamını sürdürebilmek için.
    Anne karnındaki dokuz ayda ilginç biyolojik çatışmalar yaşanır.. Anne Can'ın programlı gelişmesine dayanmalıdır. Aslında Anne'nin biyolojik sistemleri yabancı bir işgalci olan Can'dan kurtulmak ister. Can işgalcidir; Çünkü Anne'nin oksijenine ve besinlerine el koyar. Ayrıca kendi keyfine göre hareket eder, Anne'yi huzursuz eder. Anne'nin organlarını büyütür, gerer. Ama güçlü mekanizmalar tüm bu olumsuzluklara rağmen Can'ın Anne bedeninde yaşamını sürdürmesini sağlar. Örneğin progesteron hormonu uterusun gevşek kalmasını sağlar. Annenin vücut sistemleri bebeğin yüküne uyacak biçimde değişir. Işte doğumun başlaması için öncelikle bu koruyucu olayların üstesinden gelinmesi gerekir. Artık bebeğin dışarda yaşayabileceğine karar vermek. Işte bütün mesele budur. Kim karar verecek buna? Anne mi? Can'ın kendisi mi?
    Doğum için zamanlama çok önemli. Bebek doğduğu anda yeni yaşama uymak için bir çok karmaşık uyarlamalar yapmak zorundadır. Gecikme ölüm demektir. Doğuma kadar Can tüm oksijenini plasenta aracılığı ile Anne'den alır. Akciğerleri sönük ve kullanılamaz haldedir. Ancak anne karnında devamlı egzersiz yapmıştır. Ama doğduktan sonra artık gerçekle karşı karşıyadır. Artık kendi başının çaresine bakmak durumundadır. Göğüs kaslarını çalıştırmak ve akciğerlerine oksijen pompalamak zorundadır.
    Uterusta iken Can'ın beyni torpillidir. Oksijenden zengin kanı beynine gönderir. Diğer organların zararına beynini korur. Ama doğumdan sonra artık yeni düzen kurulur. Tüm organlarına eşit davranması gerekir.
    Yeni doğan bebek çevresine mesaj vermek için birçok hareket yapar. El kol sallar, ağlar, tekme savurur, emer, bakar, gaz çıkarır. Tüm bunlar için birbiriyle uyumlu kas hareketleri yapabilmelidir.Bu hareketler göbek kordonu kesildiği andan itibaren başlamalıdır. Burada da doğum zamanının önemi ortaya çıkıyor. Doğumda tüm sistemleri işlemeye hazır olgunlukta olmalıdır.
  • Oksijen eksikliğinin önemi..

    Işte bu zamanlamaya karar veren Can'dır. Bundan ilk olarak Hipokrat sözetmiştir. Ona göre Can sürekli büyür. Öyle bir an gelirki Anne Can'ı beslemekte yetersiz kalır. Bu nedenle Can dışarı çıkmak ister. 50 yıl önce koyunlarda yapılan çalışmalar da benzer görüşü desteklemiştir.Bu çalışmalara göre Can'ın gereksinimi kadar oksijen gelmediği anda doğum zamanı gelmiş demektir.
    Ancak bu görüşler pek gerçekçi görünmemektedir. Bazen oksijen ve besin eksikliğine rağmen hamilelikler sürüp gider. Ya da aksine Can içerde gayet güzel beslenirken doğum başlayabilir. Ancak yine de bu görüşler daha sonraki araştırmaları doğru yola sevketmiştir.
    Oksijen eksikliğini en iyi Can'ın beyni hisseder. Çünkü beyinsiz olan sakat bebeklerin doğumları genelde gecikir. Beynin olmaması doğumu başlatan mekanizmayı çalıştırmamaktadır. Yine beynin bazı bölümleri eksik doğan bazı hayvanlarda doğum çok geç başlar, hatta bazan hiç başlamaz. O halde doğumu başlatıcı sinyalleri Can'ın beyni göndermelidir. Bu nedenle beyinde doğumu başlatan bir merkez olmalıdır.

    Doğumu başlatan beyindir...
    Beyin de tüm vücudun hormon sistemini yöneten merkezler vardır. Bu merkezler hipotalamus ve hipofiz olarak bilinen çok küçük alanlardır. Burun kökünün arkasında, beynin taban bölümündedirler. Kendileri küçük ama yaptıkları iş çok büyüktür. Hipotalamus hipofizi denetler. Hipofiz ise tüm iç salgı bezlerinin orkestra şefi gibidir. Kim ne zaman hangi notayı çalacak, kim susacak, kim ince ayar yapacak, hepsi hipofiz tarafından belirlenir. Bu yönetilen iç salgı bezlerinden biri de böbrek üstü bezleridir. Böbrek üstü bezinden salgılanan en önemli hormon kortizoldür. Işte bu kortizol doğumun başlamasında önemli rol oynar. Böbrek üstü bezi ya da hipofizi çıkarılan koyun yavrularının doğumu gecikir. Aksine kortizol verilen hamile koyunlar 2-3 gün içinde erken doğum yapar.
    Hipofizin salgıladığı adrenokortikotrop hormon yani kısaca ACTH adlı madde böbrek üstü bezinden kortizol yapılmasını arttırır. Bu ACTH koyun yavrusuna enjekte edilince, yavrunun böbrek üstü bezi hızla büyür ve erken doğum dört gün içinde başlar. Ayrıca hipotalamusta hipofizin ACTH salgılamasını kontrol eden iki küçük bölge vardır. Bu bölgeleri radyo dalgası göndererek tahrip etmek mümkündür. Bu bölgeleri tahrip edilmiş koyunlar daha geç doğum yaparlar.
    Tüm bu deneyler ve gözlemler doğumun başlamasından Can'ın hormon sisteminin sorumlu olduğunu göstermektedir. Hormon sistemi beyinden kontrol edildiğinden Can'ın beyni birincil önemdedir. Doğum zamanı yaklaştıkça Can'ın hipofizinden ACTH salınımı artar ve Can'ın böbreküstü bezi hızla büyür. Ilginç olan ACTH'ın stres hallerinde de salınmasıdır. O zaman Anne'nin her stresli ortamında erken doğum riski olması gerekir. Ancak ve neyse ki Anne'nin ACTH'ı plasenta'yı geçemez ve Can'ı etkileyemez. Sadece Can'ın hipofizinden salgılanan ACTH doğum olayında rol oynar.

    Östrojen-projesteron savaşı...
    Doğumun başlaması için uterus kaslarının kasılmaya başlaması gerekir. Tüm hamilelik dönemi boyunca uterus kasları hem uyarıcı hem de gevşetici maddelerin dengesi altındadır. Gevşetici maddeler baskın ise kasılma olmaz. Aksine uyarıcı maddeler hakimiyeti ele alınca kasılmalar başlar. En önemli gevşetici madde projesterondur. Östrojen hormonu ise aksine uyarıcı rol oynar. Işte doğumun başlaması için progesteronun azalması ve östrojenin artması gerekir. Bu olay çok ustaca çözümlenmiştir. Can'dan salgılanan kortizol plasentaya geçer. Plasentada projesteronu östrojene çeviren enzimleri uyarır. Böylece projesteron östrojene dönmeye başlar. Anne kanında projesteron azalırken östrojen artmaya başlar. Böylece uterus kaslarında da uyarılma başlar.
    Bu hazırlık hemen öyle bir anda olmaz. Doğumdan bir hafta ya da daha öncesinden Anne sertleşme ve kasılmaların yavaş yavaş arttığını farkeder. Plasentada salgılanan birçok madde uterusu, Anne'nin kemik çatısını ve Can'ı doğuma hazırlamaya başlar.

    Serviks yumuşamaya başlar...
    Doğumun başlaması ve sürebilmesi için birkaç sistemin bu sürece tam olarak hazır olması gerekir. Bunlardan Anne tarafında uterus kası ve serviks önemlidir. Can uterus içinden uterus kasının kuvvetli kasılmaları ile itilir. Ancak Can'ın doğabilmesi için yalnızca kasılmalar yeterli değildir. Uterusun ağız kısmı olan serviksin açılması ve genişlemesi de gerekir. Hamilelik süresince serviks uterus ağzının sıkıca kapalı kalmasını sağlar. Serviksin yapısı uterusdan farklıdır. Daha çok kas kirişlerinden oluşan sert bir dokudan yapılmıştır. Bu doku içinde elastik lifler bulunur. Bu iplikçikler birbirlerine sıkı bir şekilde yapışırlar. Bunlar serviksin sıkılığından sorumludur. Serviks bu şekilde kapalı olarak Can'ın dışarı çıkmasını önler. Bazı durumlarda serviksin bu sıkılığı erken kaybolur. Bu gevşeklik amnion zarının sarkmasına ve erken yırtılmasına neden olur. Gevşek ya da yetersiz serviks diye anılan bu durum erken doğum nedenidir. Ancak dikiş atılarak tekrar sıkı hale getirilmesi mümkündür.
    Serviksin sıkılığı Can'ı mikroplardan da korur. Gevşek olduğu durumlarda mikroplar yukarı doğru ilerler. Amnion zarlarının mikrop kapması da en önemli erken doğum nedenlerindendir.
    Genelde serviks hamileliğin son haftalarına kadar sıkıca kapalı kalır. Son 3-4 haftada yumuşamaya ve gevşemeye başlar. Serviksin yumuşaması oldukça yavaş gelişen bir olaydır. Iplikçikler çözülür ve birbirinden ayrılır. Serviks bu şekilde doğum başlayana kadar bekler. Doğumun ilk saatlerinde serviksde önemli değişiklikler başlar. Serviks kısalır, incelir ve genişler. Bu genişleme tam yani açıklığı 10 cm olana dek sürer. Böylece Can'ın dışarı çıkması için gerekli yol sağlanmış olur. Bu ilginç değişimin sonunda bir başparmak kalınlığı ve boyunda olan serviks bir iki saat içinde kağıt kadar incelir.
    Serviks doğumdan sonra tekrar yavaş yavaş eski haline döner. Bu değişim serviks hücrelerinin bellek gücünü gösterir. Içindeki hücrelerin şifreleri yeniden sert liflerin oluşmasını sağlar. Yani basit bir lastiklik söz konusu değildir. Eski haline dönebilmesi için tüm yapısal maddelerin yeniden üretilmesi ve düzenlenmesi gereklidir..
  •  

    Zamanında doğuma yardımcı olmak...

    Uterus kastan yapılmış bir torbadır. Kaslarının yapısı kalp kasları ile aynıdır. Ortak özellikleri istemdışı çalışan kaslar olmalarıdır. Bir kadın ne kalbini isteyerek yavaşlatabilir, ne de doğum sancılarını başlatabilir. Yine başlamış sancıları kendi isteği ile durduramaz. Bu denetimsizlik çoğu kadının doğumdan korkma nedenidir.
    Doğumun zamanında başlamasına Anne ancak yaşam tarzı ile yardımcı olur. Anne düzenli beslenerek, istirahat ederek, sakin yaşayarak, zararlı maddelerden uzak durarak bebeğine kendi kaderini belirlemede en büyük şansı verir. Erken doğum olasılığını azaltır.
    Hamileliğin son haftalarında uterus, serviks ve memeler doğum için hazırlanır. Bu değişiklikler birbiriyle uyumludur. Memeler doğumun yaklaştığını bilir. Bu haberleşmeyi sağlayan hormon sistemidir. Sinir sistemi ve hücreler arasındaki iletişim sistemi de organlar arasında haberleşme vardır. Bir organın değişik bölümleri arasında da sürekli bir haberleşme vardır. Uterus kasları hem kendi iç yüzü ile hem de amnion zarları ile iletişim halindedir. Bu konuşmalar sürer gider. Ama kimsenin konuşması ötekininkine karışmaz. Ya da iletilen mesaj yanlış yere ulaşmaz. Çünkü mesajı götüren mesajı verdiği anda yok edilir. Hormon, sinir ve hücreler arası iletişimden oluşan bu üç iletişim sistemi bir orkestra gibidir. Her müzisyen görevini bilir. Sırası gelince çalar. Diğer zamanlarda susar. Notalar ise Can'ın hücrelerindeki genetik şifreler de yazılıdır.
    Östrojen salgısı artınca uterusun iç yüzünü örten tabakanın prostaglandin yapımı artar. Bu maddeler de uterus kasının kasılmasında önemli rol oynar. Kasılmayı önleyici maddeler teker teker ortadan çekilmiştir. Yerlerini kasılma sağlayan maddeler alır. Bunlardan en önemlisi oksitosindir. Estrojen hormonu beyinde hipofizden salgılanan oksitosinin etkisini güçlendirir. Böylece doğum sürecinde denge uterus kaslarının uyarılması yönünde bozulmuştur.
    Sonuçta Can'ın beyni hamilelik süresine karar verir. Can salgıladığı hormonlarla süreci başlatır. Daha sonra Anne'de bu sürece katılır. Anne'nin ve Can'ın düzenleyici sistemleri işbirliği içinde doğumu başlatan kasılmaları olgunlaştırır. Kasılmaları sağlayan aynı etkenler serviksin yumuşamasını da sağlar. Serviks genişler ve bebeğin dışarı çıkması için yolu açar

  • YEMEK TARİFLERİ İÇİN TIKLAYIN..

    HABERLER

    SON DAKİKA

    GÜNÜN RESMİ VE SÖZÜ

    <%%>

    sinema ..sinema..



    Bağlantılarım

    YAZMADAN GİTME :)



    google reklamları

    playlist

    Hobilerim48.blogcu.com

    radyo





























    Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
    İster kafir, ister mecusi,
    İster puta tapan ol yine gel,
    Bizim dergahımız,
    Ümitsizlik dergahı değildir,
    Yüz kere tövbeni bozmuş olsan
    Yine gel...

    Daha da beri !
    Niceye şu yol vuruculuk ?
    Madem ki sen bensin,
    ben de senim
    Niceye şu senlik benlik...
    Ya olduğun gibi görün
    Ya göründüğün gibi ol...
    MEVLANA

    yine beklerim ....hobilerim48.blogcu.com.......Ayşegül Billor.........