DOĞUM

Doğum; dokuz aylık sürecin son aşaması. Biraz kaygı, biraz heyecanla beklenen an.. Neden bu kaygı?..Bilinmeyen, yaşanmayan olaylar ürkütür. Bazende yaşanmış ama kötü izler bırakmış olaylar korku nedenidir. Bu nedenle kimi zaman ilk doğumdaki kötü deneyimlerin benzerini yaşama paniği sarar Ana'yı. Iyi şeyler pek konuşulmaz ya da çabuk unutulur. Genellikle kötü deneyimler, acılar, umutsuzluklar anımsanır. Insanlar acılarını anlatmayı severler. Biraz da abartırlar. Bu konuşmalar Anne adayını yorar. Beyni, rüyaları, hayalleri kötü olaylara odaklanır.

Nasıl yeneceğiz bu kaygıları? Her şeyden önce yeterli ve doğru bilgilenme ile. Doğum hakkında bilgi sahibi olmak , hamilelelrin korku ve endişelerini azaltır. Doğum ne zaman başlayacak?.. Ne zaman başladığını anlayabilecek miyim? Sancılar neden oluyor? Doğum nasıl gelişiyor? Sancılar başladığı andan itibaren neler yapmalı? Doğumu kendimiz ve Can için biraz olsun kolaylaştırabilir miyim.?. Sancılarla baş edebilir miyim?
  • .

    Artık Yola Çıkma Zamanı Tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir Can'ın doğum süreci yeni bir dünyada iyi bir başlangıç yapması için son engelidir. Uterus içinde geçen günlerini sağlıklı geçirmiş bir Can dışardaki farklı ortama uyum göstermekte zorlanmaz.

    Sorunsuz doğum Can'ın geleceğinin teminatıdır. Doğum süreci nasıl başlar ve sürer? Bunlar uzun yıllar merak uyandırmış sorulardır. Henüz sırları tam çözülmüş değil. Ancak bazı noktalar aydınlanmış ve bazı sorular çözülmüş durumda. Normal yoldan gerçekleştirilen bir doğum değişik ve hoş bir olaydır aile ve sağlık ekibi için. Ancak doğum sırasında bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bunlar gerginlik yaratabilir. Bebek gergin bir ortama doğar o zaman. Bu nedenle hem bebek hem de ailenin sağlığı için doğumu sorunsuz hale getirecek her türlü önlem alınmalıdır.

    Doğum zamanına karar vermek... Anne ve Can'ın son haftalardaki ilişkisi nasıldır? Bu ilişki doğum nasıl etkiler? Doğum Can ile Anne'nin oluşturduğu bir ekip çalışmasıdır. Hamileliğin son 4-5 haftasında Can denetimi ele geçirir. Can'ın programı bellidir. Hamileliğin ne kadar süreceğini belirleyen bir programdır bu. Bu program çalışmaya başlayınca bilgi Anne'ye geçer ve Anne'de bazı sistemlerin çalışmaya başlamasını sağlar. Doğa Can'ın uterusta geçireceği zamanı çok iyi planlamıştır. Kırk hafta boyunca tüm yaşamsal organlar bağımsız çalışacak olgunluğa erişirler. Diğer bölümlerde gördüğümüz gibi, Can bu organların gelişmesi için her türlü önlemi alır. Oksijen azaldığı zaman kanı yaşamsal organlara daha fazla gönderir. Enerji tasarrufu yapar.

    - Anne karnında menfaat çatışması... Vücudun sinir, hormon, dolaşım sistemlerinin yeterli düzeyde olgunlaşması gerekir. Ancak bu koşulda dışardaki yaşam garantiye alınır. Zamanından önce gerçekleşen doğumlarda Can bir çok sorunla karşılaşır yaşamını sürdürebilmek için. Anne karnındaki dokuz ayda ilginç biyolojik çatışmalar yaşanır.. Anne Can'ın programlı gelişmesine dayanmalıdır. Aslında Anne'nin biyolojik sistemleri yabancı bir işgalci olan Can'dan kurtulmak ister. Can işgalcidir; Çünkü Anne'nin oksijenine ve besinlerine el koyar. Ayrıca kendi keyfine göre hareket eder, Anne'yi huzursuz eder. Anne'nin organlarını büyütür, gerer. Ama güçlü mekanizmalar tüm bu olumsuzluklara rağmen Can'ın Anne bedeninde yaşamını sürdürmesini sağlar. Örneğin progesteron hormonu uterusun gevşek kalmasını sağlar. Annenin vücut sistemleri bebeğin yüküne uyacak biçimde değişir. Işte doğumun başlaması için öncelikle bu koruyucu olayların üstesinden gelinmesi gerekir. Artık bebeğin dışarda yaşayabileceğine karar vermek. Işte bütün mesele budur. Kim karar verecek buna? Anne mi? Can'ın kendisi mi? Doğum için zamanlama çok önemli. Bebek doğduğu anda yeni yaşama uymak için bir çok karmaşık uyarlamalar yapmak zorundadır. Gecikme ölüm demektir. Doğuma kadar Can tüm oksijenini plasenta aracılığı ile Anne'den alır. Akciğerleri sönük ve kullanılamaz haldedir. Ancak anne karnında devamlı egzersiz yapmıştır. Ama doğduktan sonra artık gerçekle karşı karşıyadır. Artık kendi başının çaresine bakmak durumundadır. Göğüs kaslarını çalıştırmak ve akciğerlerine oksijen pompalamak zorundadır. Uterusta iken Can'ın beyni torpillidir. Oksijenden zengin kanı beynine gönderir. Diğer organların zararına beynini korur. Ama doğumdan sonra artık yeni düzen kurulur. Tüm organlarına eşit davranması gerekir. Yeni doğan bebek çevresine mesaj vermek için birçok hareket yapar. El kol sallar, ağlar, tekme savurur, emer, bakar, gaz çıkarır. Tüm bunlar için birbiriyle uyumlu kas hareketleri yapabilmelidir.Bu hareketler göbek kordonu kesildiği andan itibaren başlamalıdır. Burada da doğum zamanının önemi ortaya çıkıyor. Doğumda tüm sistemleri işlemeye hazır olgunlukta olmalıdır.
  • Oksijen eksikliğinin önemi.. Işte bu zamanlamaya karar veren Can'dır. Bundan ilk olarak Hipokrat sözetmiştir. Ona göre Can sürekli büyür. Öyle bir an gelirki Anne Can'ı beslemekte yetersiz kalır. Bu nedenle Can dışarı çıkmak ister. 50 yıl önce koyunlarda yapılan çalışmalar da benzer görüşü desteklemiştir.Bu çalışmalara göre Can'ın gereksinimi kadar oksijen gelmediği anda doğum zamanı gelmiş demektir. Ancak bu görüşler pek gerçekçi görünmemektedir. Bazen oksijen ve besin eksikliğine rağmen hamilelikler sürüp gider. Ya da aksine Can içerde gayet güzel beslenirken doğum başlayabilir. Ancak yine de bu görüşler daha sonraki araştırmaları doğru yola sevketmiştir. Oksijen eksikliğini en iyi Can'ın beyni hisseder. Çünkü beyinsiz olan sakat bebeklerin doğumları genelde gecikir. Beynin olmaması doğumu başlatan mekanizmayı çalıştırmamaktadır. Yine beynin bazı bölümleri eksik doğan bazı hayvanlarda doğum çok geç başlar, hatta bazan hiç başlamaz. O halde doğumu başlatıcı sinyalleri Can'ın beyni göndermelidir. Bu nedenle beyinde doğumu başlatan bir merkez olmalıdır.

    Doğumu başlatan beyindir... Beyin de tüm vücudun hormon sistemini yöneten merkezler vardır. Bu merkezler hipotalamus ve hipofiz olarak bilinen çok küçük alanlardır. Burun kökünün arkasında, beynin taban bölümündedirler. Kendileri küçük ama yaptıkları iş çok büyüktür. Hipotalamus hipofizi denetler. Hipofiz ise tüm iç salgı bezlerinin orkestra şefi gibidir. Kim ne zaman hangi notayı çalacak, kim susacak, kim ince ayar yapacak, hepsi hipofiz tarafından belirlenir. Bu yönetilen iç salgı bezlerinden biri de böbrek üstü bezleridir. Böbrek üstü bezinden salgılanan en önemli hormon kortizoldür. Işte bu kortizol doğumun başlamasında önemli rol oynar. Böbrek üstü bezi ya da hipofizi çıkarılan koyun yavrularının doğumu gecikir. Aksine kortizol verilen hamile koyunlar 2-3 gün içinde erken doğum yapar. Hipofizin salgıladığı adrenokortikotrop hormon yani kısaca ACTH adlı madde böbrek üstü bezinden kortizol yapılmasını arttırır. Bu ACTH koyun yavrusuna enjekte edilince, yavrunun böbrek üstü bezi hızla büyür ve erken doğum dört gün içinde başlar. Ayrıca hipotalamusta hipofizin ACTH salgılamasını kontrol eden iki küçük bölge vardır. Bu bölgeleri radyo dalgası göndererek tahrip etmek mümkündür. Bu bölgeleri tahrip edilmiş koyunlar daha geç doğum yaparlar. Tüm bu deneyler ve gözlemler doğumun başlamasından Can'ın hormon sisteminin sorumlu olduğunu göstermektedir. Hormon sistemi beyinden kontrol edildiğinden Can'ın beyni birincil önemdedir. Doğum zamanı yaklaştıkça Can'ın hipofizinden ACTH salınımı artar ve Can'ın böbreküstü bezi hızla büyür. Ilginç olan ACTH'ın stres hallerinde de salınmasıdır. O zaman Anne'nin her stresli ortamında erken doğum riski olması gerekir. Ancak ve neyse ki Anne'nin ACTH'ı plasenta'yı geçemez ve Can'ı etkileyemez. Sadece Can'ın hipofizinden salgılanan ACTH doğum olayında rol oynar.

    Östrojen-projesteron savaşı... Doğumun başlaması için uterus kaslarının kasılmaya başlaması gerekir. Tüm hamilelik dönemi boyunca uterus kasları hem uyarıcı hem de gevşetici maddelerin dengesi altındadır. Gevşetici maddeler baskın ise kasılma olmaz. Aksine uyarıcı maddeler hakimiyeti ele alınca kasılmalar başlar. En önemli gevşetici madde projesterondur. Östrojen hormonu ise aksine uyarıcı rol oynar. Işte doğumun başlaması için progesteronun azalması ve östrojenin artması gerekir. Bu olay çok ustaca çözümlenmiştir. Can'dan salgılanan kortizol plasentaya geçer. Plasentada projesteronu östrojene çeviren enzimleri uyarır. Böylece projesteron östrojene dönmeye başlar. Anne kanında projesteron azalırken östrojen artmaya başlar. Böylece uterus kaslarında da uyarılma başlar. Bu hazırlık hemen öyle bir anda olmaz. Doğumdan bir hafta ya da daha öncesinden Anne sertleşme ve kasılmaların yavaş yavaş arttığını farkeder. Plasentada salgılanan birçok madde uterusu, Anne'nin kemik çatısını ve Can'ı doğuma hazırlamaya başlar.

    Serviks yumuşamaya başlar... Doğumun başlaması ve sürebilmesi için birkaç sistemin bu sürece tam olarak hazır olması gerekir. Bunlardan Anne tarafında uterus kası ve serviks önemlidir. Can uterus içinden uterus kasının kuvvetli kasılmaları ile itilir. Ancak Can'ın doğabilmesi için yalnızca kasılmalar yeterli değildir. Uterusun ağız kısmı olan serviksin açılması ve genişlemesi de gerekir. Hamilelik süresince serviks uterus ağzının sıkıca kapalı kalmasını sağlar. Serviksin yapısı uterusdan farklıdır. Daha çok kas kirişlerinden oluşan sert bir dokudan yapılmıştır. Bu doku içinde elastik lifler bulunur. Bu iplikçikler birbirlerine sıkı bir şekilde yapışırlar. Bunlar serviksin sıkılığından sorumludur. Serviks bu şekilde kapalı olarak Can'ın dışarı çıkmasını önler. Bazı durumlarda serviksin bu sıkılığı erken kaybolur. Bu gevşeklik amnion zarının sarkmasına ve erken yırtılmasına neden olur. Gevşek ya da yetersiz serviks diye anılan bu durum erken doğum nedenidir. Ancak dikiş atılarak tekrar sıkı hale getirilmesi mümkündür. Serviksin sıkılığı Can'ı mikroplardan da korur. Gevşek olduğu durumlarda mikroplar yukarı doğru ilerler. Amnion zarlarının mikrop kapması da en önemli erken doğum nedenlerindendir. Genelde serviks hamileliğin son haftalarına kadar sıkıca kapalı kalır. Son 3-4 haftada yumuşamaya ve gevşemeye başlar. Serviksin yumuşaması oldukça yavaş gelişen bir olaydır. Iplikçikler çözülür ve birbirinden ayrılır. Serviks bu şekilde doğum başlayana kadar bekler. Doğumun ilk saatlerinde serviksde önemli değişiklikler başlar. Serviks kısalır, incelir ve genişler. Bu genişleme tam yani açıklığı 10 cm olana dek sürer. Böylece Can'ın dışarı çıkması için gerekli yol sağlanmış olur. Bu ilginç değişimin sonunda bir başparmak kalınlığı ve boyunda olan serviks bir iki saat içinde kağıt kadar incelir. Serviks doğumdan sonra tekrar yavaş yavaş eski haline döner. Bu değişim serviks hücrelerinin bellek gücünü gösterir. Içindeki hücrelerin şifreleri yeniden sert liflerin oluşmasını sağlar. Yani basit bir lastiklik söz konusu değildir. Eski haline dönebilmesi için tüm yapısal maddelerin yeniden üretilmesi ve düzenlenmesi gereklidir..
  •  

    Zamanında doğuma yardımcı olmak... Uterus kastan yapılmış bir torbadır. Kaslarının yapısı kalp kasları ile aynıdır. Ortak özellikleri istemdışı çalışan kaslar olmalarıdır. Bir kadın ne kalbini isteyerek yavaşlatabilir, ne de doğum sancılarını başlatabilir. Yine başlamış sancıları kendi isteği ile durduramaz. Bu denetimsizlik çoğu kadının doğumdan korkma nedenidir. Doğumun zamanında başlamasına Anne ancak yaşam tarzı ile yardımcı olur. Anne düzenli beslenerek, istirahat ederek, sakin yaşayarak, zararlı maddelerden uzak durarak bebeğine kendi kaderini belirlemede en büyük şansı verir. Erken doğum olasılığını azaltır. Hamileliğin son haftalarında uterus, serviks ve memeler doğum için hazırlanır. Bu değişiklikler birbiriyle uyumludur. Memeler doğumun yaklaştığını bilir. Bu haberleşmeyi sağlayan hormon sistemidir. Sinir sistemi ve hücreler arasındaki iletişim sistemi de organlar arasında haberleşme vardır. Bir organın değişik bölümleri arasında da sürekli bir haberleşme vardır. Uterus kasları hem kendi iç yüzü ile hem de amnion zarları ile iletişim halindedir. Bu konuşmalar sürer gider. Ama kimsenin konuşması ötekininkine karışmaz. Ya da iletilen mesaj yanlış yere ulaşmaz. Çünkü mesajı götüren mesajı verdiği anda yok edilir. Hormon, sinir ve hücreler arası iletişimden oluşan bu üç iletişim sistemi bir orkestra gibidir. Her müzisyen görevini bilir. Sırası gelince çalar. Diğer zamanlarda susar. Notalar ise Can'ın hücrelerindeki genetik şifreler de yazılıdır. Östrojen salgısı artınca uterusun iç yüzünü örten tabakanın prostaglandin yapımı artar. Bu maddeler de uterus kasının kasılmasında önemli rol oynar. Kasılmayı önleyici maddeler teker teker ortadan çekilmiştir. Yerlerini kasılma sağlayan maddeler alır. Bunlardan en önemlisi oksitosindir. Estrojen hormonu beyinde hipofizden salgılanan oksitosinin etkisini güçlendirir. Böylece doğum sürecinde denge uterus kaslarının uyarılması yönünde bozulmuştur. Sonuçta Can'ın beyni hamilelik süresine karar verir. Can salgıladığı hormonlarla süreci başlatır. Daha sonra Anne'de bu sürece katılır. Anne'nin ve Can'ın düzenleyici sistemleri işbirliği içinde doğumu başlatan kasılmaları olgunlaştırır. Kasılmaları sağlayan aynı etkenler serviksin yumuşamasını da sağlar. Serviks genişler ve bebeğin dışarı çıkması için yolu açar

  • Yorum Yaz
    Arkadaşların Burada !
    Arkadaşların Burada !